Header Ads

header ad

Arif Öztürk Blog

Blog İsmi: Arif Öztürk

Kategori: Kişisel Blog

Blog Linki: http://arifozturkk.blogspot.com.tr

Blog Tanıtımı

Ben Kimim?

Zaman zaman bu çağın adamı olmadığını düşünen, eskiye özlem duyan, gelenekçi biriyim. 1990 senesinde Sivasın Yakupoğlan köyünde dünyaya gelmişim. Köy kültürünün yanı sıra Sivasın kendine has kültüründen de etkilenerek yetiştim. Ortaokul ve liseyi Sivas'ta okuduktan sonra, Ankara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünü bitirdim. 3 senedir liselerde psikolojik danışman/rehber öğretmen olarak çalışıyorum.
Yazma Sürecim Nasıl Gelişti?

Öğrencilik yıllarından hepiniz az çok bilirsiniz. Ders esnasında farkında bile olmadan dalar gideriz uzaklara. Kimimiz çocukluğa, kimimiz seneler sonrasına, kimimiz farklı dünyalara… Gönlümüz hayal dünyasında gezinmedeyken elimizde kalem, kağıdın üzerine rastgele şekiller çiziyordur. Bunu çoğu zaman hayalden gerçeğe dönünce fark ederiz. Dersler arasında can sıkıntısına çok iyi gelir bu durum. Hayal kurarken resim çizenler, küçük şekiller çizenler de vardır. Farkında değillerdir bazen yaptıkları şeyin ancak ellerinde kalem çizmeye devam ediyorlardır. Benim yazı yazmak ile tanışmam da bu şekilde oldu. Öğrencilik yıllarımda üzerinde düşünmeden rastgele yazılar yazarken, anlamlı olabilecek metinlerin bir araya geldiğini fark ettim. Ve yazı yazma sürecim bu şekilde başladı. Derste sıkıldığım zamanlarda elime kağıt kalem alıp aklıma ne gelirse yazmaya başladım. Günlük konular, gözlemlerim, dersler, insanlar, hayat… aklınıza gelebilecek her konuda.

Derken… Öğrencilik yıllarının sonuna geldik. Yazı yazmaya bir süre ara verdim. Ve bu süre zarfında yazıya dökmem gerekenlerin içimde birikmeye başladığını fark ettim. Ama nereye yazacaktım? Bu arayış içerisindeyken blogger ile tanıştım, başladım yazmaya.

Neler Yazıyorum ?

Aklınıza gelebilecek her konuda düşüncelerimi ifade etmeye çalıştığım bir blogum var. İnsan, hayat, eğitim, psikoloji gibi konularda yazıyorum. Psikolojik Danışman olarak eğitim camiasının içinde bulunuyor olmam, psikoloji ve öğrenme gibi konular ile insanlara ilişkin gözlemlerin yazılarda daha fazla yer almasına yol açıyor.

Günlük olaylara dair denemeler, gözlemlerimden oluşan hikayecikler, şiir diye yazdığım dizeler… Blogumda sizi bekliyor. Buyrun…

Blog içeriğinden bir yazı:

Konuşmadan anlaşabilmek...

Susarak konuşabilmek... 
Susarken çok şey söyleyebilmek...
Ne büyük marifet! Anadolu insanının bir hususiyeti de kelama hacet kalmaksızın anlaşabilme marifetidir. Bugün belki, kaybolan bir haslettir bu.
Sevmek, teselli etmek, hayatı paylaşmak da bazen konuşmaktan çok susmak ile mümkün olur. 

Televizyona ve dolayısıyla film, dizi ve benzer programlara yapılan eleştirilerden biri, müzik ile duyguların yönlendirilmeye çalışılmasıdır. Bir sahne gelir, hemen müzik devreye girer. TV'nin karşısında üzüldüğümüz, sevindiğimiz olur. Bu duyguyu oluşturan müzik midir, yoksa izlediğimiz olay mı? Yapımcılar genelde müzikler ile seyirciyi etkilemekte, duyguların tesiri müzik aracılığı ile vermektedir.

Bunları, müzik olmayan, içerisinde çok az diyalog geçen bir film sebebiyle yazıyorum. İlk defa içerisinde müzik olmayan bir film izledim. Bu özelliğiyle film, gerçek hayatı gözler önüne seriyor. Anadolu'nun tenha bir yerinde, kuşların cıvıltısını, suların şırıltısını, rüzgarda sallanan çalıların hışırtısını dahi duyabileceğiniz bir film bu. Filmin adı, "Memleket."
Beş altı kişiden ibaret oyuncu kadrosu ile, insanlar birbiriyle konuşmadan anlaşıyor, öfkeyi, acıyı, kızgınlığı susmak suretiyle paylaşıyorlar. Bu haliyle film, çok sakin bir seyirde ilerliyor. Eğer sakinliği sevmiyor, daima heyecan arıyorsanız filmi izlerken sıkılabilirsiniz. 
Sakinliği seviyorsanız, diyalogsuz sahnelerde iç sesinize, vicdanınıza kulak verebilirsiniz. Zira, vicdanınıza hitap eden sahneler ile karşılaşacaksınız. 
Senaryoda eksik\yarım kalan bazı noktalar olsa da(Belki izleyicinin yorumuna bırakmışlardır) filmi beğendim. Bu husus bazı izleyiciler tarafından beğenilmemiş. 

Film oldukça doğal ve gerçekçi... Fimin teması nedir?diye düşününce çok şey geliyor aklıma. Yönetmen filmi nasıl bir tema etrafında şekillendi. Bilemiyorum. Benim aklıma gelenler şunlar:
Geçmeyen vakit, durağan hayat... Konuşulmayanlar... Konuşulamayanlar... 
Vicdan... 
Köy hayatı... 
Yalnızlık... 
Meşakkat... 
Sessizlik...
Zaman... 
Hayat..
Belki de...
Beş vakit sadalarımızı süsleyen ezanın peşinde bir ömür.
Blogger tarafından desteklenmektedir.