Header Ads

header ad

Bir Çevirmenin Dünyası / Kadınca

Blog Adı: Bir Çevirmenin Dünyası

Kategori: Edebiyat Blogu

Blog Linki: https://bircevirmenindunyasi.wordpress.com/


Blog içeriğinden bir makale:

Bir Başkadır Ege Düğünleri

Yöresel kültürü hep sevmişimdir. Ama Ege’nin yeri başka… Ege’de beni çeken şey, hem çok açık fikirli olmaları hem de geleneklerine bağlılıkları… Belki de bundan kopamıyorum bu topraklardan.

Ege düğünleri ya yaza merhaba demeden yapılır ya da yaz sezonu bitip Eylül’e girince… Buralar da öyle bir ay ki Eylül bir anda yüzü değişir bölgenin. 1 Eylül dendiği anda güneş de değişir deniz de… Daha güzel, daha yakın, daha yumuşak olurlar. Bambaşkadır Ege’nin Eylül’ü. Yazın curcunası bıçak gibi kesilir. Sakin tatil yapmak isteyen az sayıda kişi, Ege’nin yerlileri, bir de biz “dışarlıklılar” kalır; yani büyük şehirlerden gelip yaz kış buraya yerleşmiş olanlar. Sahil de bizimdir artık, deniz de, güneş de.

Ve düğünler başlar… Bir kaç hafta süren düğünler…

fotoğraf

Son iki haftadır mahallemiz bu durumda… Bu gece kına gecesi varmış. Hazırlıklar tüm hız devam. Bütün mahalleli sokakta, ocaklar yakıldı, yemekler hazırlanıyor. Bu hazırlıklar için onlara bahçesini açan bir “dışarlıklı”. Herkes seferber olmuş durumda. Bir koşturmaca anlatamam. Kadınlar kazanlarda keşkek yapıyorlar. Erkekler harıl harıl yemek çadırını kuruyorlar. Tanıdık olması gerekmiyor; sokaktan her geçen davetli. Fotoğraflarını çekmeye gittiğimde çay içmeden bırakmadılar beni ve öğlene keşkek yemeğe davet ettiler. O kadar sıcak bir davetti ki “Ben tavuk yemem” diyemedim. Bakalım nasıl çıkacağım bu işin içinden? 🙂

Gelin hamamı adeti yokmuş buralarda. Eğlence olsun diye yapanlar oluyormuş ama adet değilmiş.


çeyizGeçen hafta deve ile “ağırlık” geldi. Davullar zurnalar eşliğinde. Damat evinin kız evine hediyeleri bunlar. Sabahtan deve süsleniyor; bohçalar, tepsiler hazırlanıyor, alkol şişeleri açılıyor ve yola çıkılıyor. Oynaya oynaya, içe içe kız evine geliniyor. Damadın arkadaşları, gelinin arkadaşları, yoldan geçenler devenin önünü kesip zeybek oynayarak geçişine izin vermiyorlar ve kapıyorlar bahşişleri. Bu sırada kız evinde yemekler hazırlanıyor. Genellikle nohutlu pilav ve tavuk oluyormuş bu. Yemekler yeniliyor, oynamaya devam ediliyor ve saat iki gibi herkes dağılıyor. O kadar alkolden sonra duracak halleri kalmıyor zaten. 🙂

fotoğraf (2)

Bir hafta sonra, kına gecesinden bir gün önce, damadın aile büyüklerinden bir kadın gelinin saçına kına yakıyor. Eskiden bütün saça yakılırmış ama “artık gençlerimiz süsüne düşkün, istemiyorlar” dedi şalvarı ve yemenisiyle oturan bir teyze. O yüzden saçın ucuna, bir tutama yakıyorlarmış.

Sonra kına gecesi. Burada kına geceleri genellikle kadınlı erkekli. Ya beldenin meydanında yapıyorlar, ya bir sokak içinde ya da birinin bahçesinde. En çok çalınanları tahmin edersiniz elbet. Harmandalı ve Sepetçioğlu… Eee burası Ege. Zeybeği kadınlar da oynar erkekler de.

Kına gecesinin ertesi sabahı gelin at ile evinden alınıyor. Davul zurna gene var tabii. Akşamına da düğün… Düğün salonu yoktur buralarda. Sokaklar, meydanlar, bahçelerdir düğün salonu.

Onlar eğlenir Harmandalı ve Sepetçioğlu eşliğinde; biz “dışarlılıklarda” hayran hayran seyrederiz.

Blog Tanıtımı

  Bir Çevirmenin Dünyası, bir çevirmen olarak yaşadıklarımı paylaşmak üzere kuruldu. Yazı yazmayı çok sevdiğimi bilen kızım “Sana bir blog hazırlayalım,” dedi ve yola çıktık. Başta çevirilerimi, çeviri aşamasında yaşadıklarımı, hissettiklerimi, bir kitabın yayına hazırlanma aşamasını paylaşmak ve çeviri hatalarına değinmekti. Kimsenin farkında olmadığı, dil bilen herkesin yapacağının sanıldığı, meslek olarak görülmeyen bir iş için bir nebze de olsa farkındalık yaratmak istiyordum. Çevirmenlerin hiç değer görmediği bir kitleye tepkiydi belki de yaptığım.

Bir Çevirmenin Dünyası - Blog Tanıtımı

  Ancak zaman içinde okuduğum kitapları, yaşadıklarımı paylaşmaya başladım. Yeri geldi gündeme sessiz kalamadım. Ağırlıklı olarak hâlâ çeviri ve kitap konularında yazıyor olsam da blogum kişisel bir paylaşıma dönüştü.

  İlk yola çıktığım amaçlardan biri, yani farkındalık yaratmak, oldukça işe yaradı aslında. Önceden çevirmenle hiç ilgilenemeyen; kitaplar ellerine geçene kadar nasıl bir aşamadan geçtiğinin, ne zorluklar yaşandığının, uykusuz geceleri, stresin, yorgunluğun farkında olmayan okurların bir kısmı buna dikkat etmeye başladı. Çevirmen adını ağzına almayan kitap bloggerları artık adımızı yazıyor ve çeviri hakkında yorum yapıyorlar. Elbette hepsi değil, daha çok yolumuz var. Ama başlamak bitirmenin yarısıdır demişler. Şimdi sıra çevirmene saygı duymayan yayınevleri… Maalesef var ve ben el birliği ile bunu da başaracağımıza inanıyorum.
Blogger tarafından desteklenmektedir.