Header Ads

header ad

Jalece Anne

Blog İsmi: Jalece Anne

Kategori: Anne ve Çocuk Blogu

Blog Linki: http://jaleceanne.blogspot.com.tr/

Blog Tanıtımı

Merhaba,

2012 yılında kızım İpek'i dünyaya getirdikten sonra, uzun yıllar beklediğim yavruma kavuşmuş olmanın mutluluğuyla mesleğim olan İngilizce öğretmenliğine bir süre ara verme kararı aldım. Kızıma kendim bakmak, üç yaşına gelene kadar her şeyiyle bizzat kendim ilgilenmek istedim.

Hamileliğim boyunca da izinliydim. Çünkü riskli bir gebelik geçiriyordum. Bu süre zarfında bol bol dinlenerek, okuyarak ve araştırarak, kendimi anneliğe hazırlayarak sakin ve huzurlu bir dönem geçirdim. Eşim sürekli kitap okuyup araştırdığımı görünce "Bu kadar çok şey okudun, öğrendin, inceledin, neden sen de bir blog açıp bu bilgi ve deneyimlerini paylaşmıyorsun ki" demesi, bütün bunlar ve sonrasında yaşadıklarım, edindiğim tecrübeler öyle bir birikim yaptı ki bende, paylaşma ihtiyacı hissettim. Başlarda "Yapabilir miyim ki, çok fazla zaman ayırmak gerekir o öyle kolay bir şey değil" dememe karşın, bir gün oturdum doğum hikayemi yazmaya başladım. Yazdıkça yazasım geldi. Sonra lohusalık dönemi, bebek alış verişi derken kızımın 1. yaş günü olan 16 Temmuz 2013'te blogum yayın hayatına başladı. Önceleri ayda bir yazarken, yavaş yavaş yazılarımın sıklığı arttı. Haftada bir derken neredeyse her gün yazdığım bir dönem oldu. Peki neler yazdım ve yazıyorum.


Hamilelik süreci, lohusalık, annelik ile ilgili yazılar, bebek çocuk sağlığı, eğitimi, yapılan etkinlikler, çocuklarla gezilebilecek yer önerileri, ve tüm bunlarla beraber kendi duygu dünyamı zaman zaman paylaştığım, mesleki tecrübemi de katarak eğitim, yabancı dil eğitimi ile ilgili önerilerde de bulunduğum. sürekli güncel tutmaya çalışıp bir çok kişiye ulaşmayı amaçladığım bir kanal oldu.

İlk yazımı yayınlamamın üzerinden iki sene geçti. Blogum da bir çocuk gibi ilgi, özen, sevgi, fazla mesai,bilgi ve içgüdü sahibi olma gereklilikleri taşıyor. Ve ben her geçen gün onu iyileştirme ve geliştirme çabası içindeyim. 

Sevgilerimle....

Blog içeriğinden bir yazı:

Size bir şey söyleyeyim mi şimdiye kadar iki kez gittim Ankara'ya. Biri seneler önce dil sınavına girmek için, diğeri de başka bir yere giderken uğramalı olarak kısacık belki bir kaç saat. Şimdi bunu neden söylediğime gelince; efendim bendeniz bu yaşıma kadar Anıtkabir'i ziyaret etmedim de ondan. Kendimi aklıyorum kendimce :)   

Bu kez koydum kafaya. Hem kendim hem de öğrencilerim için bu geziyi yapacak, yıllar yılı içimdeki ukdeyi silecektim. Halen öğretmenlik yaptığım okuldan otuz üç kişilik öğrenci ve üç öğretmen bir idareci grubuyla bir Cuma gecesi Ankara'ya yola koyulduk. Bu ziyareti gerçekleştirmek ve Ankara'ya gitmişken görülmesi gereken bir kaç yeri de ekleyerek bir tur şirketi ile anlaştık.

Gece saat 00.30'da otobüsümüz hareket etti. Tur programımız günübirlik şeklinde yani Cuma gecesi gidip Cumartesi gecesi dönmek gibi olunca sabah erkenden Ankara'da olacaktık. Molalarla birlikte saat 7'ye doğru kahvaltı edeceğimiz restorana vardık. Kahvaltının ardından  ziyaretlerimize başladık.


Anıtkabir'de Resmi Tören

Okul ile birlikte yaptığınız ziyarette resmi tören yapılması talebinde bulunabiliyordunuz. Törenin ayrıntılarını öğrendikçe gitmişken mutlaka törene de katılalım istedim. Bunun için önceden Anıtkabir'den randevu alınması gerekiyordu. Randevuyu aldım. Okul adına  mozoleye koyulacak çelengi hazırlattık. Anıtkabir anı defteri için yazımızı hazırladık. Ve artık tören için hazırdık.

Heyecan Dorukta...

Anıtkabir'e vardığımızda bizi bir komutan karşıladı. Okul olarak gittiğimiz için resmi tören talebinde bulunmuştuk. Resmi tören bir askerin size eşlik etmesiyle çelengi mozoleye bırakmanız ve saygı duruşu ardından anı defterine yazımızı yazıp okumamızla bitiyordu.
Kafile başkanı olarak grubun başında durarak askeri selamlamak ve ardından mozoleye çelengi bırakmak bana düşüyordu. İnanılmaz bir heyecan duydum. Mozoleye doğru yürürken içimden yükselen minnet duygusu ve saygı ile gözyaşlarıma engel olamayarak yaklaştım ve çelengi bıraktım.
Bu yaşadığım gurur verici ve heyecanlı anlardan sonra yine bir asker eşliğinde Kurtuluş Müzesi'ni gezdik. Etkileyici bir anlatımla tüm o Kurtuluş Savaşı günlerini ve mücadeleyi an be an yaşayarak çok anlamlı bir gezi yaptık.












Anıtkabir ziyaretimiz sonrası öğle yemeği molamız vardı. Restoranda aldığımız öğle yemeği sonrası Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne doğru yola çıktık.




Anıtkabir ziyaretimiz öncesi 1. Meclisi görme şansımız da oldu. Ancak içerisindeki tadilat dolayısı ile içini göremedik.

Daha sonra 2. Meclise geçtik.










2. Meclis

Etnoğrafya Müzesi

Biraz hızlı bir tur yaptık ama yine de müzenin tamamını gezdik. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir yapılan kadar Etnoğrafya Müzesinde beklemiş.

Müzenin girişinde kutsal emanetler sergi alanı vardı. İstanbul'da Topkapı Sarayında kalabalıktan çoğu zaman güçlükle gezebildiğim kutsal emanetler bölümü burada çok rahatlıkla geziliyordu.

Müzede Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e nakledilene kadar burada muhafaza ediliyor.


Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde eserler, kronolojik olarak ayrılmış bölümlerde sergileniyor. Üst salonda Paleolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Eski Hitit ve Hitit İmparatorluk Çağı, Frig Krallığı, Geç Hitit Krallığı, Urartu Krallığı, ve alt salonda ise Çağlar Boyu Ankara ve Klasik Devirler bölümleri yer alıyor.

Hep birlikte unutulmaz bir ziyaret ve gezi yaptık. 

Ankara'ya giderseniz Anıtkabir'i ziyaret etmeli, müzeleri gezip görmeli ve tarih kokan bu yerleri tanımalısınız.
Her ne kadar kendi adıma geç kalmış olsam da eğer henüz görmediyseniz, ilk fırsatta görmenizi sizlere tavsiye ediyorum
Blogger tarafından desteklenmektedir.