Header Ads

header ad

Sarı Bulutlar

Blog adı: Sarı Bulutlar

Kategori: Kişisel Blog

Blog linki: https://saribulutlar.wordpress.com/

Blog Tanıtımı

Yazdığım sürece varım ve kalemimin izin verdiği sürece yazıyorum. Yaklaşık 2 senedir okumanın doruklarında geziyorum. Şiirler hayatımın bir parçası. Özellikle Didem Madak sırlarıma, acılarıma, gözyaşlarıma ortak oldu hep. Bende O'nun acılarını okuyarak azaltmak istedim. Sanki içimde doğduğum günden beri kelimeler birikmiş de patlamak için bir ayrılık gününü beklemiş gibi. O günden sonra önce oldukça küçük şeyler yazdım. Üzgündüm ve beni yalnızca kitaplar anlıyordu. Bir zaman sonra kalemim hareketlenmeye başladı. Bir arkadaşım sayesinde. Yaz dedi ben sana inanıyorum. Sonrasında bende kendime inandım ve başladım yazmaya. Sanmayın evde bilgisayarımın başına geçip ya da bir bankta kalemi kağıdı elime alıp yazıyorum. Ben Sarı Bulutların üzerine çıkıp bağıra bağıra yağmur damlalarına yazıyorum her hissimi. Huzursa Sarı Bulutların üzerinde, mutluluksa yine orada. Ama denize olan aşkım ayrı. Hayatım Sarı bulutların üzerinde, masmavi denizin derinliklerinde gizli.

sarı bulutlar kişisel blogu

Öğrenciyim. Blog hayatına başlangıcım İngilizce yazılar yazdığım Yellow Cloudd adlı bloğu açmamla başladı. Esas amacım İngilizcemi geliştirmekti, orada da kişisel konuları yazdım hep. Yazmayı sevdiğimi, hayal dünyamın sandığımdan da geniş olduğunu o zamanlar fark ettim. En kısa zamanda o bloğumda yeniden yazılar yazmaya devam etmek istiyorum. Sonrasında Sarı Bulutlar adlı bloğumu açtım ve şimdilerde orada anlatıyorum kalbimden dilime dökülenleri.

Yazılarım benim için çok değerli. Her bir kelime her bir dokunuş benden bir parça. Hislerimin, duygularımın, sızılarımın somutlaşmış halleri. O'nları okudukça kendimi görüyorum ve kendimi anlıyorum. Biliyorsunuz insan önce kendini anlamalı.

İsmimi kullanmıyorum. Yaşımı söylemiyorum. Boyumdan, kilomdan, dilimden, dinimden, rengimden, nerede yaşadığımdan ve nasıl yaşadığımdan bahsetmiyorum. Benim için önemli olan düşünceler ve duygular. Kendimi ifade etmemizin bu kadar zor olduğu bir dünya da en güzel yer bloglarımız bence. Yazdığım kadar varım ve okuduğunuz kadarım.

Duygularımın içine sığmadığı günden beri, acılarımı kimsenin anlamadığı andan beri sarı bulutların üzerindeyim. Gelirseniz bilin ki mutlu edersiniz.

Yolunu kalemiyle belirleyen güzel kalpli insanlar, sevgiyle kalın...

Blog içeriğinden bir yazı:

Çok sakarım.
Sürekli elimden bir şeyler düşürüyorum. Tutamıyorum sıkıca. Dilimi de tutamam zaten ben, söylerim her şeyi aniden. Ama konu elimden düşenler. Sımsıkı tutulan şey düşer mi? Ben de zaten tutamadığım için düşürüyorum. Öyle emanet gibi alıyorum raftan bardağı, parmaklarım gevşek, sinirlerim sakin, sonra bir ses ve bardak tuz-buz. Sinirlerim bir anda gergin, kalp ritmim çok daha hızlı, gözbebeğim büyük. İşler şimdi çok zor. Kırılan cam parçalarını yerden eksiksiz toplamak lazım ki kan akmasın, can yanmasın. Stresli bir görev, telaşlı, sevimsiz.

Sürekli elimden bir şeyler düşürüyorum. Sakar olduğum için mi? Yani raftan aldığım bardağı elimde iyice kavrayıp tepsiye koyamamanın adı bu mu?

Avuç içimde camdan bir kalp. Ona bakıyorum, her dakika. Nasıl güzel ve büyülü. Bir avucumdan diğerine geçiriyorum; ne de uysal. Sonra bir ses ve yine aynı sahne. Tuz-buz.

Çok seviyorum, sevmesem hayran hayran bakar mıyım? Alıp da güvenli bir yere koysam hep benimle kalacak ama göremedikten sonra, kokusunu hissedemeden bir sandık da bana ait olmasının ne anlamı var? Ben ona hep bakmak istedim bu yüzden avuç içimden bir yere ayırmadım. Çok sevdiğim için yani, yoksa onun da bir bardak gibi tuzla buz oluşunu izlerken öldüğümü senden başkası bilmiyor, bilmeyecek, bilmesin olur mu?

Çok sakarım, elimde ne varsa düşürüyorum. Tutamıyorum. Kaybediyorum. Parçalara ayrılıyor gözümün önünde, birleştiremiyorum. Her bir parçasını eksiksiz toplayamıyorum bile ki nasıl birleştireyim. Her yerde ondan bir iz oluyor, sanırım intikam alıyor.

Çok sonra; unutmaya belki bir önceki yıldan biraz daha yakınken ayak damarlarımdan biri beynime bir sinyal yolluyor. Sızlayan parmağıma korkuyla bakıyorum. Kan akmış. Hani kan akmayacaktı? Unutmuşum bir parçanı; kilimin bir kenarında, kalbimin bir ucunda, tişörtümün eskiyen kokusunda.

Kendini unutturmamak için saklandın biliyorum. Unutmamı istemiyorsan neden çıkıp gelmiyorsun. Korkaksın. Rüyama geliyorsun sessizce tüm gerçekliğe siniyorsun, uyanmama en yakın an da gözlerime bakıp gözlerimi açmamla gözlerini saklıyorsun.

Söz falan vermiyorum, bir daha asla düşürmem seni, kırmam, üzmem diye. Üzerim, sinirlendirir, delirtirim. Asıl sen söz versene, düşürsen, üzsen, kırsan bile gitmem diye.

Blogger tarafından desteklenmektedir.