Header Ads

header ad

Sanatla Kalalım

Blog adı: Sanatla Kalalım

Kategori: Kültür-Sanat

Blog linki: https://sanatlakalalim.wordpress.com/

Blog içeriğinden bir yazı:

La Belle Époque (Yeni Baştan)

Filmin Künyesi:

Yönetmen: Nicolas Bedos

Oyuncular: Daniel Auteuil, Guillaume Canet, Doria Tillier, Fanny Ardant, Pierre Arditi, Denis Podalydès

Tür: Komedi, dram, romantik

Süre: 115 dakika

Ülke: Fransa, Belçika

Fragman:


Zaman yolculuğu uzun yıllardır insanoğlunun aklını kurcalayan bir konu olmuştur. Sinema tarihine baktığımızda da bu konuyla ilgili birbirinden farklı birçok filmin çekildiğini görebiliriz. Back to the FutureGroundhog DayMidnight in ParisAbout TimeTwelve MonkeysThe Butterfly Effect ve A.R.O.G konuyla ilgili hatırlayacağımız ilk filmlerden olacaktır. Her biri birbirinden ilginç bu filmleri izlerken hiç kuşku yok ki zamanda yolculuğun mümkün olup olmadığını düşünmüşsünüzdür. Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren La Belle Époque (Yeni Baştan) filmi de ilgi çekici ve iç ısıtan hikayesi ile sinemaseverlere çok güzel bir deneyim yaşatıyor. Filmin değerlendirmesine geçmeden önce kısaca konusuna bakalım.

Dünya prömiyerini geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 72. Cannes Film Festivali’nde yapan film, ülkemizde ise ilk olarak Filmekimi 2019’da seyirci ile buluşmuştu. Nicolas Bedos’un yazıp yönettiği film, günümüz hayatına ayak uydurmakta zorlanan ve artık altmışlarında olan Victor’un, tarihin herhangi bir döneminin gerçekçi bir deneyimini müşterilerine sunma iddiasındaki girişimci bir firmanın imkânlarıyla 40 yıl önce hayatının aşkıyla tanıştığı dönemi tekrar yaşamasını konu ediniyor. Zamanda geriye dönebilmek ve ilk aşkla yeniden birlikte olmak. Filmin altmışlı yaşlarını geçen baş karakteri Victor, işte tam da böyle bir fırsata denk geliyor. Özel bir firmanın desteğiyle hayatının en anlamlı dönemine, 40 yıl öncesine, hayatının aşkıyla tanıştığı günlere geri dönüyor. Tabii profesyonel bir oyuncu, makyaj, tarihçi ve set ekibinin yardımıyla. Bu tatlı romantik komedi Fransız oyuncu, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve komedyen Nicolas Bedos’nun ikinci filmi. Cannes Film Festivali’nin bu gizli yıldızı, hem eğlenceli hem düşündürücü hem de duygu dolu.

İzleyiciye film bittikten sonra “Romantik komedi olacaksa böyle olsun” dedirten yapım, değişik duyguları bir arada oldukça yoğun bir biçimde yaşatarak türünün hakkını fazlasıyla veriyor. Eskisi gibi olmayan hayatında birçok sorunla boğuşan ve hayattan zevk almayı unutan Victor’un karşısına çıkan bir fırsatla gençlik yıllarına dönme heyecanını yaşaması, filmde sımsıcak, tatlı ve bir o kadar da duygusal bir hikayeyi ortaya çıkarıyor. Aşk ve sevgiyi sıradan bir romantik komedi filmi gibi işlemektense türün basit hikaye kurgusunun tam zıttı bir şekilde güzel bir prodüksiyon ile işlemeyi başaran film, izleyici üzerinde etkisi uzun süre geçmeyecek duygular bırakıyor.

Filmin farklı bir şey anlatacağı esasında giriş sahnesiyle açıkça ortaya konuyor. Oldukça ilginç ve bir o kadar da şaşırtıcı şekilde hikayesine başlayan film ilk 10-15 dakikalık süreçte anlatmak istediği hikayesinin hazırlık sürecini ne yazık ki çok başarılı şekilde aktaramıyor. Sade bir işleyiş yerine neredeyse ara vermeksizin devam eden diyalogların varlığı ve nispeten karmaşık olay örgüsü filmin ilerleyen dakikaları için umut vermese de ana hikayeye giriş yaptığımız andan itibaren film de ritmini yavaş yavaş buluyor ve tempo ayakları yere daha sağlam basıyor.

Yıllar öncesinde bir gazetede karikatürist olarak çalışan Victor’un geleneksel medyanın kan kaybetmesinden dolayı işinin öneminin azalması ve evliliğindeki sorunlar, onun mutsuz günler geçirmesine yol açmaktadır. Yıllar öncesinde yapmış olduğu büyük bir iyiliğin karşısına yıllar sonra bu kez onu mutlu edecek ve hayatının adeta ikinci baharını yaşatacak bir iyilik olarak ortaya çıkması Victor’un hayatını derinden etkiliyor. 1974 yılının Mayıs ayında hayatını değiştiren o günü büyük bir prodüksiyonun olduğu sette kendisine tıpatıp aynı olayların yaşatılması ile Victor’un hayatında bambaşka bir süreci başlatıyor. Bir günlüğüne başlayan bu maceranın Victor tarafından adeta bir kurtarıcı melek olarak görülmesi ve sonrasında ilerleyen günleri de yaşamak istemesi gerçek hayat ve bir çeşit simülasyon diyebileceğimiz unsur arasında bir çatışmaya yol açıyor.

Filmin hikayesindeki duygu geçişleri türde alışık olamayacağımız derecede kaliteli bir şekilde kurgulanmış ve işlenmiş. Büyük çoğunluğu komedinin güvenli dallarına tutunarak anlattığı basit romantik komedilerin aksine bu filmde hikayenin duygusal yanına da özellikle filmin son çeyreğinde tanık oluyoruz. Bu da filmi komedi ile başlayıp dram türü ile biten bir işe dönüştürerek türler arasında gezdiriyor. Filmin başarılı olmasında hiç kuşku yok ki en büyük faktörlerden biri de oyunculuklar. Daniel AuteuilGuillaume CanetDoria Tillier üçlüsünün birbirlerini kıskandıran performansları muhteşem bir uyumla hikayede harmanlanıyor ve seyrine doyum olmaz dakikalar yaşatıyor. Filmin içinde başka bir setin olması da filmi prodüksiyon anlamında bir hayli yukarılara taşıyarak bağımsız filmlerde pek de görmeye alışık olmadığımız zengin bir prodüksiyon ortaya çıkarıyor. Hikayenin duygusunun seyirciye geçmesinde müzik kullanımındaki başarı da önemli bir faktör olarak filmin içinde konumlanıyor. Sevindirirken güldüren, hüzünlendirirken düşündüren film, adeta her birimizin hayatından bir kesiti beyazperdeye taşıyor.

Film için verdiğim puan 10 üzerinden 7

Hepinize sevgi, barış ve sanat dolu günler diliyorum.

NOT: Bu yazı “Pera Sinema” sitesinde de yayımlanmıştır.



Blog Tanıtımı

Merhabalar.

Öncelikle bu heyecanlı işe nasıl girdiğimi anlatayım. Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım 2. sınıf öğrencisiyim. Hocamız ders için final sınavı yapmak yerine kişisel bir blog açmamızı istedi ve ilgilendiğimiz bir alanla ilgili yazlar yazmamızı istedi. İşte benim blog maceram tam bu noktada başladı. Öncelikle blogumu açtım ama önemli olan blogumda hangi konuda yazacağımdı. Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler ve tiyatro oyunları oyunları hakkında yazmaya karar verdim ve ilk yazımı yazdım. Başta yazdığım yazılar biraz kısaydı ama gün geçtikçe yazılarımın uzunluğu daha da arttı ve şu anki durumuna geldi. Artık amatörlük dönemini ufak ufak atlatıyorum gibi ama en önemli eksiğim yazdığım bu yazıları fazla kişiye ulaştıramamak oldu. Hepinizin bildiği gibi kişiler fikirlerini ne kadar çok kişiye ulaştırırsa ulaşacağı hedefe o kadar yaklaşır ve başarılı olur.

sanatla kalalım blog tanıtımı


Blogumu kurma amacım: Her insanın ilgilendiği bir hobisi vardır illa ki. Bazılarımız da sinema, kitap, tiyatro, opera, bale, tiyatrodan herhangi biri ya da birkaçıyla ilgileniyoruz. İşte tam bu noktada ben sizlere benim de ilgilendiğim alanlarla ilgili görüş ve önerilerimi sunacağım ve yazdığım yazılarda ayrıca izlediğim bir film, tiyatro veya okuduğum bir kitap ile ilgili açıklayıcı bilgiler vereceğim. Herkesin en az bir sanat dalına da olsa ilgi duyduğu bir ülke en büyük umudum ve bunun başlangıcının da insanları özendirici böyle girişimlerin olması gerektiğine yürekten inanıyorum. Unutmamalıyız ki Mustafa Kemal ATATÜRK'ün de dediği gibi ''Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.''
Blogger tarafından desteklenmektedir.